23 Mart 2011 Çarşamba

İZ

Acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun
izlerime rastlıyorsun, bıraktıklarıma,
orada o yolda çekmiştim ruhumu patlatan fitili
benden savrulan parçalar kurusa da,
izleri var hala yolun kenarında.

İzini sür yolun, acının ormanı büyütür insanı
vakit geniştir, ufuk sandığından daha yakın
acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun,
ustası olacaksın içine gerdiğin tellerin
hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle
büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin.

Ne zamandı bilmiyorum. Yaşadıklarından sana
kalan tortu, seni olduğun yere çakan, olduğun
yerde fırtına koparan korku. Kendi sarmalında
döndün, döndün, sanma ki daha dönmeyeceksin
kalsan da bir yer için, aslında hep gidiyorsun.

Şimdi, acının ormanından geçiyorsun
her şey bir daha kanasa da
ne geçtiğin yola ne sana dokunabilirim ben
geç meleğim, senin de şarkıların olsun
içindeki telleri titreten.
Birhan KESKİN


** Birhan Keskin, 2011 Metin Altıok Şiir Ödülü'ne değer görülen şairdir kendisi.

21 Mart 2011 Pazartesi

Elif

"Hayat ancak ölünce uyanacağımız bir rüyadır. Yaşadığımız sürece zaman akar gider."

Paulo Coelho-Elif

Nietzsche-1

"Aydınlanmış ve bilgelerin dediği gibi, ben tümüyle bir bedenden başka bir şey değilim. Ruh, beden üzerine tanımlanmış bir başka sözcüktür yalnızca."

Böyle Buyurdu Zerdüşt- Friedrich Nietzsche

18 Mart 2011 Cuma

Bulantı

"...Benim bildiğim nesnelerin insana dokunmaması gerekir. Çünkü canlı değillerdir. Aralarında yaşar, onları kullanır, sonra yerlerine koyarız. Onlar sadece yararlıdırlar. Oysa bana dokunuyorlar. Çekilmez bir durum bu. Onlarla bağlantı kurmak korkutuyor beni. Sanki birer canlı hayvan.
Şimdi anlıyorum. Geçen gece deniz kıyısında, çakıl taşını elime aldığım zaman ne duyduğumu şimdi daha iyi anlıyorum. İçim bayılır gibi olmuştu. Bu duygunun çakıl taşından geldiğinden, ellerime ondan geçtiğinden kuşkum yok. Evet, evet ta kendisi, ellerde duyulan bir çeşit bulantı bu. ...." (sf.28)

"....Her an, ardından geleni getirmek için ortaya çıkar. ...." (Sf. 65)

"...İki kent arasındayım, biri bilmiyor beni, öteki artık tanımıyor. ... " (Sf. 231)

Jean-Paul SARTRE (Bulantı )


17 Mart 2011 Perşembe

KAN VAR BÜTÜN KELIMELERIN ALTINDA

...
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte o kandır senin gülüşün
Sızmıştır yaşamın derinlerine
Siyahtır orda kırmızıdır
Daldan dala atlar
Sever çocuklara anlatılan masalları
Ama iş savunmaya gelince
Yalnız alevi savurur
Ve güneşin solmaz çekirdeğini
Yalnız doruklarda

Umulmadık bir gün olabilir bugün
Kan var bütün kelimelerin altında

     CEMAL SÜREYA

8 Mart 2011 Salı

ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak

Ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak
sabahtan akşama dek, uykusuz, sağır, eski pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bir ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu hiçlik olduğunu.

Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
22 Mart '50

CESARE PAVES

(Çev: Cevat ÇAPAN )

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.Blogger kullanıcıları bu yazıyla karşılaştılar son günlerde sahip oldukları ya da takip ettikleri blogları açmak istediklerinde. Evet siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmişti. Özellikle bu yüzden blogger'da blog açma sürecim hızlandı ve hemen karar verdim. Belki de tepkimi bu şekilde göstermek benim açımdan yapabileceğim tek şey şu anda.
Ve evet blog açıldı, blog adresi alındı. Peki başlık ne olacak? Ne koymalıydım blogun başlığını ? Gözüme birden masamın üzerinde duran Nazım ilişti. Evet çok düşünmeme gerek yoktu. Bu kadar çok tuhaflığı yaşarken bu topraklar üzerinde ve çok da normal olmayan biri olarak bence çok da uygun bir başlıktı. O zaman olsun bakalım, "Dünyanın en tuhaf mahluku"...

Blog başlığımı; sıkıntılı, neşeli, hüzünlü... her anımı paylaştığım Nazım Hikmet' e borçluyken ilk paylaştığım şey de bir Nazım eseri olmalıydı. Ve şimdi ben de öyle yapıyorum. Dünyanın en tuhaf mahlukuna Nazım'ın dizeleriyle sesleniyorum.

Dünyanın en tuhaf mahluku

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Nazım Hikmet RAN